Web Dersleri | Peygamberim(S.A.V.) | Bayazithan Blog | E-Devlet | Teröre Ödül
  
Ana Sayfa / Yemek Tarifleri / Serbest Kürsü / Yazilar / Masallar / Sporlar / Ödevler / Flash Oyunlar / Teknoloji / Haber & Yorum
 
Sitemizde Gezinmek Için Internet Explorer ve En Iyi Görüntü Için En Az 1280 x 600 Piksel Ayarlari Kullanin
 
 

 
 
Google
 

Küresel Isınma ve 7 büyük yanılgı
kizkulesi

Tehlikenin yaklasmakta oldugunu insanlara hatirlatma görevini yine doga üstlendi; küresel isinmanin soyut bir kavram olmadigini anlatmak için insanlari seller, kurakliklar, kasirgalar, buzul erimeleri ve on milyonlarca mülteci araciligi ile bilinçlendirmeye çalisiyor. Ne yazik ki bu konuda hâlâ kusku duyanlar var. Bunlar dünyada bugün yasanmakta iklim kaymalarinin dönemsel olduguna inaniyorlar; ya da inanmak istiyorlar.

Türkiye'nin Kyoto Protokolü'nü henüz imzalamamis olmasina dikkat çeken Al Gore, her ülkenin küresel isinma karsi yapmasi gereken 'ev ödevleri' oldugunu vurguluyor.

ABD eski Baskan Yardimcisi Al Gore da ülke ülke gezerek dünyanin karsi karsiya oldugu iklim krizi ile ilgili bilgilendirme toplantilari düzenliyor. 13 Haziran'da Istanbul'da da "Küresel Iklim Degisikligi" konusunda bir konferans verdi. Iki Oscar Ödüllü "Uygunsuz Gerçek" isimli belgeselinde de tehlikeyi çarpici bir sekilde gözler önüne seren Al Gore, "Insanlar küresel isinmayi tersine çevirecek güce sahip, ancak önce buna inanmasi ve istemesi, elindeki teknolojiyi de bu dogrultuda kullanmasi gerekir" diyor. Ve en önemlisi Türkiye'nin Kyoto Protokolü’nü henüz imzalamamis olmasina dikkat çekerek, her ülkenin küresel isinmaya karsi yapmasi gereken "ev ödevleri" oldugunu vurguluyor.

Saygin bilim dergisi New Scientist, her seyden önce küresel isinmayla ilgili dogru bilinen yanlislarin ve yanlis bilinen dogrularin düzeltilmesi gerektigine dikkat çekerek, gerçekleri söyle açikliyor.

1.Yanilgi: Benim yasadigim yer çok soguk. Havalarin biraz isinmasi daha iyi olmaz mi?

Gerçek: Küresel isinma insanlari nasil etkileyecek? Bu insanlarin nerelerde yasadigina, ne kadar uzun yasadigina ve yasamini nasil kazandigina bagli olarak degisir. Ayrica bu sorunun yaniti, insanlarin çocuklarinin ve genel olarak insanligin gelecegi konusunda duydugu sorumluluga da baglidir.

Antarktika'nin disinda gezegenin her yeri 1970 yilindan bu yana isiniyor. Buzullar eriyor, bahar daha erken geliyor, hayvan ve bitki sinirlari giderek kutuplara dogru ilerliyor.

Pek çok insan için bu çok önemli bir fark yaratmaz. Yazlar daha sicak, kislar daha ilik geçiyor olabilir. Isitma giderleri düserken, sogutma masraflari yükselir. Isi dalgalari bazi insanlarin ölümüne yol açmakla birlikte soguk alginligindan ölenler azalabilir.

Zengin ülkeler ve bireyler bu kisa vadeli degisikliklere rahatlikla uyum saglayabilirler. Genel olarak tarimsal verim ilk basta artar. Ancak bazi bölgelerde sikinti giderek artar. Afrika bundan en fazla etkilenen bölgelerin basinda gelecektir; 2020 yilinda bazi Afrika ülkelerinde tarimsal verimin %50 oraninda azalacagi tahmin ediliyor.

Vahsi doga da bu gidisattan zarar görecek. Bazi bitki ve hayvanlar CO2 miktarinin artmasiyla birlikte daha fazla gelisecek. Ancak bunun bedelini diger bitki ve hayvanlar ödeyecek. Mercan kayalari bundan en fazla zarar görecek canlilarin basinda geliyor.

Sicakligin bugünkünün 3 derece üzerine çikmasi felaketlerle sonuçlanacak. En kötü senaryoya göre bu sicakliga içinde bulundugumuz yüzyilin sonunda erisecegiz. Türlerin yaklasik üçte biri yok olacak. Tarimsal verim dünyanin pek çok bölgesinde azalacak. Milyonlar kiyilarda sular altinda kalma riski ile karsi karsiya kalacak. Sicaklik dalgalari, kuraklik, seller ve yanginlar bu olumsuz tabloyu iyice beter hale getirecek.

Isinmanin sonuçlarini degerlendirirken iki faktörün göz önünde bulundurulmasi gerekiyor. Önce, isinmadan dogrudan etkilenmeyen ülkeler bile diger ülkelerdeki ekonomik ve siyasi dalgalanmalardan etkilenecek. Ikinci olarak sera gazi artisi ile bu artisin iklim üzerindeki etkilerinin ortaya çikmasi arasinda kisa bir süre geçer. Yarin CO2 düzeyi sabitlense bile, dünya 10'larca yil boyunca isinmaya devam edecek.

Ayrica küresel isinma ile deniz seviyesinin yükselmesi arasinda da bir gecikme yasanir. IPCC’ YE* göre 2100 yilinda deniz seviyesi 0,6 metre yükselecek. Ancak bu yalnizca bir baslangiç olacak. 3 milyon yil önce sicaklik 3 derece yükseklerde seyrediyor iken, deniz yüzeyi 25 metre yüksekti. Bu da Londra, New York, Tokyo ve Sanghay'in sular altinda kalmasi anlamina geliyor. Benzer oranda bir sicaklik yükselisi, deniz seviyesinde benzer bir yükselmeye yol açabilir. IPCC bunun olmasi için aradan yüzyillarin geçmesi gerektigini ileri sürmekle birlikte bazi bilim adamlari buzul levhalarinin afet halinde çökmesi sonucu bunun daha erken yasanabilecegine dikkat çekiyor.

Bu noktada kesin olan, önlem almakta geciktikçe iklim degisikligi felaketlerini engellemenin giderek zorlasacagi.

2. Yanilgi: Geçmiste de sicakliklarin arttigi dönemler yasanmis. O zaman bugün yasadigimiz sicaklik artislarini niye bu kadar sorun haline getiriyoruz?

Gerçek: 150 yil ve öncesindeki dönemlere iliskin küresel sicakliklar tahminlere dayanir. Bu tahminler buzul çekirdeklerine ve bir takim varsayimlara dayanarak yapilir. Ne kadar geriye gidersek, belirsizlik de o kadar artar.

Dünya'nin geçmiste bugünkünden daha sicak dönemler geçirdigi biliniyor. Bazi dönemlerde iklimsel çesitlilige yol açan temel etmenler daha iyi anlasilmakla birlikte, bazi dönemlerde bu etmenler o kadar iyi tanimlanamaz.

750 milyon ile 580 milyon yil öncesinde Dünya hiç olmadigi kadar siddetli bir buzul çagi yasadi. O dönemde gezegenin tümünün buz ve kar ile kapli olmasi çok büyük bir olasilikti. Bu döneme o yüzden Kartopu Dünyasi adi veriliyor.

Bu nasil olmus olabilir? Buz levhalarinin olusmasi giderek havalarin sogumasina yol açar, çünkü günesin sicakligi uzaya geri yansitilmaktadir. Ancak karalardaki buzullar kayalarin hava almasini önler. Kayalarin hava almasi atmosferdeki CO2'nin azalmasi anlamina gelir. Kartopu Dünya & apos; nin ortaya çikmasinin nedeni o dönemde kitalarin ekvatorda kümelenmesinden de kaynaklaniyor olabilir. Bu durumda kayalarin hava almasi devam ediyordur ve havadan CO2'yi aliyordur. Çünkü buzul levhalar kutuplarda yogunlasmistir. Buzullar kutuplardan asagilara inip karalari da buzul ile kaplayinca, sera gazlarinin yogunlugu artmaya baslamis olabilir.

Bu derin dondurucu dönemden sonra, hem CO2 düzeyinin, hem de sicakliklarin yükseklerde seyrettigi uzun süren bir dönem yasandi. Ne var ki bu dönemle ilgili büyük bir belirsizlik söz konusu. En sicak dönem 55 milyon yil önceki Paleosen-Eosen Termal Maksimum (PETM) dönemdir. Bu dönem sirasinda kütlesel yok oluslar yasanmis, küresel sicakliklar birkaç bin yil içinde 5 ile 8 derece (santigrat) yükselmistir. Kutup denizlerinin sicakligi 23 dereceye ulasmistir.

Fosil planktonlarinda izotop düzeyleri, isinmanin nedeninin büyük miktarlarda metan veya CO2'nin havaya salinmasindan kaynaklandigini gösteriyor. En son kurama göre isinma, olaganüstü miktarlardaki lav püskürmelerinden kaynaklaniyor olabilir. Baska bir deyisle, bu, atmosfere salinan yüksek miktarda fosil karbonun neden oldugu küresel bir isinma felaketidir. Bu sicak dönem 200.000 yil devam etmistir.

Son birkaç milyon yil boyunca Dünya buzul çagi ile daha sicak dönemler arasinda gidip geldi. Bu dönemsel degisiklikler gezegenin yörüngesindeki osilasyonlara bagli olarak da tetiklenmis olabilir. Yörüngesel osilasyonlar Dünya'ya erisen günes radyasyonlarinin miktarini degistirir.

Buzul çaglari arasinda sik sik sicakliklar yükselmis. Bu, büyük bir olasilikla, sicakliklarin bugünkünden 1 ile 2 derece daha sicak ve deniz seviyesinin bugünkünden 5 ile 8 metre daha yüksek oldugu 125.000 yil önceki Eemian dönemidir.

Son buzul çagindan sonra 6000 yil önce sicakliklar yine yükselise geçerek, Holosen denilen dönem yasanmis. Bu isinma daha çok bölgesel nitelikte kalmis.

Geçmiste daha sicak dönemlerin yasanmis olmasi, gelecekteki sicaklik artislarindan kaygi duymamamiz gerektigi anlamina gelmemeli. Son sicak dönemlerde deniz seviyesi onlarca metre yükselmisti. Bu da belli basli pek çok kentin sular altinda kalmasi demektir.

3. Yanilgi: Antarktika giderek soguyor ve buzul levhalari giderek kalinlasiyor.

Gerçek: Antarktik Yarimadasi’nin isindigi kesinlesmis durumda. Kitanin iç kisimlarinin da isindigi düsünülüyor, fakat 2002 yilinda yapilan bir analiz, 1966 ile 2000 yillari arasinda iç kisimlarin sogudugunu ortaya koydu.

Ancak bu dünyanin isinmadigi anlamina gelmiyor. Iklim modellerine göre gezegen her yerde ayni sekilde isinmayacak ve ayrica Antarktika'nin iç kisimlarindan baska her yerin isiniyor olmasi da bu tezi dogruluyor.

Antarktika'nin sogumasi kitanin çevresindeki dairesel rüzgârlarin güçlendiginin bir isareti. Bu rüzgârlar daha ilik havanin iç kisimlara ulasmasini engelliyor. Sasirtici bir sekilde rüzgârlarin artis gösteren hizi, kutuplar üzerindeki ozon deliginin üst atmosferde sogumaya yol açmasindan kaynaklaniyor. Ozon deligi gelecek 10–20 yil içinde kapanirsa, dairesel rüzgârlar zayiflayacak ve iç kisimlarda da hizli bir soguma baslayacak.

Bir diger sasirtici sonuç ise IPCC'nin raporuna göre küresel isinma gelecek yüzyilda, kar yagisi buzul erimelerinden hizli olacagi için, buzul levhalarinin kalinlasmasina yol açacak. Buzullarda neler oldugunu tespit etmek kolay degil. Uydu ölçümlerine dayanarak yapilan bir çalismaya göre Antarktika'nin iç kisimlarinda buzullar kalinlasirken, daha fazla miktarda buzul kiyilarda eriyecek. Sonuçta erime kalinlasmadan fazla olacagi için kayiplar daha fazla olacak.

IPCC'nin son öngörüleri ise deniz seviyesinde 2100 yilindaki artisin 20 ile 60 cm arasinda olacagi yönünde. Bu tahmin Grönland ve Antarktika buzul levhalarinin bugünkü hizda eriyecegi varsayimi üzerine kurulu. Bazi bilim adamlari bu öngörünün gerçekleri yansitmadigini, buzul erimelerinin hizlanacagini, dolayisiyla kar yagisindaki artisin etkisini ortadan kaldiracagini ve sonuçta deniz seviyesindeki yükselmenin hiz kazanacagini ileri sürüyor. Ne var ki kimse neler olacagi konusunda kesin bir sey söyleyemiyor.

4.Yanilgi: Ortaçag bugünkünden sicakti. Ingiltere'de üzüm baglari bile vardi.

Gerçek: Ingiltere'de sarapçilik yeniden güçleniyor. Öyle ki ülkedeki baglarin alani ortaçagda oldugu iddia edilen baglardan daha genis. Eger bunu iklimlerin isinmasini gösteren bir gösterge olarak kabul ederseniz, bugünün ortaçagdan daha sicak oldugunu söyleyebiliriz. Ne var ki iklimlerle ilgili tarihi öyküleri ihtiyatla karsilamak gerekir.

Ortalama küresel sicakligin yüzyillar boyu nasil bir trend izledigini ortaya çikartmak için iklim bilimcileri dünyanin olabildigince farkli bölgelerinden uzun vadeli kayitlara ihtiyaç duyar. Bu nedenle daha pratik bir yöntem olan agaç halkalarini incelemeyi tercih ederler. Bugün kuzey yarikürenin sicaklik ölçümleriyle ilgili bir düzineye yakin çalisma 1600'lerden eskilere uzaniyor. Bu kayitlara göre MS 900–1300 yillari arasinda olaganüstü bir sicakligin yasanmis oldugu görülüyor. Güney yarikürede ise bu dönemlerde hem sicak hem de soguk dönemlerin yasanmis oldugu ileri sürülüyor. Bu da Ortaçag'daki sicak dönemin bölgesel bir olay oldugunu gösteriyor.

Iklim bilimcilerinin hazirladigi raporlar, gezegenin bugün Ortaçag'a göre daha sicak oldugunu gösteriyor. Burada önemli olan, su anda havanin ne kadar sicak oldugu degil, ileride ne kadar sicak olacagi. Raporlarda, ortalama sicaklik farkliliklarinin 1980'lere kadar dar bir aralik içinde yol aldigi, ancak bu tarihten sonra hizla yükselen bir trend izledigi görülüyor.

5.Yanilgi: Küresel isinma tehdidinin tek sorumlusu kozmik isinlardir.

Gerçek: Kimse günesin Dünya'nin iklimi üzerindeki kritik etkisini göz ardi etmiyor. Dünya'ya erisen toplam enerji miktari degisir; fakat son yillardaki degisiklikler tanik oldugumuz son isinma olayini açiklamiyor. Diger günes faaliyet sekillerinin iklimler üzerinde beklenilenin üzerinde bir etki yaratma riski ne kadardir?

1990'lü yillarin sonlarina dogru Danimarkali bilim adamlari, kozmik isin adi verilen yüksek-enerji parçaciklarinin atmosferi iyonize ederek, bulut olusumunu etkiledigi yönündeki fikri inceledi. Eger bu iddia dogru ise, günes faaliyetlerindeki küçük bir degisiklik iklimleri büyük ölçüde etkileyebilecekti. Kozmik isinlarin çogu derin uzaydan gelmekle birlikte günes faaliyetlerindeki degisiklikler Dünya'ya erisen isinlarin miktarini degistirebilir. Danimarka Uzay Merkezi'nden Henrik Svensmark daha az sayida kozmik isinin daha az miktarda bulut anlamina gelecegini ve dünyanin giderek isinacagini ortaya atmisti. Svensmark'a göre bu son isinma için uygun bir açiklama idi.

Kozmik isinlarda üç kritik konu söz konusudur. Ilk olarak, kozmik isinlar gerçekten bulut olusumunu tetikliyor mu? Ikincisi, eger tetikliyorsa bulut yapisindaki degisiklikler sicakligi nasil etkiliyor? Son olarak son yillardaki isinmayi kozmik isinlar açiklayabilir mi?

CERN Parçacik Fizigi Laboratuari’nda yürütülen çalismalar bu sorulari bir sonuca baglayacak.

Ancak bu arada önemli bir noktayi gözden kaçirmamak gerekiyor. Kozmik isin yogunlugundaki degisiklikler bulut olusumunu ve sicakligi gerçekten etkiliyor olsa bile, son yillardaki hizli sicaklik artislarini açiklayamaz. 50 yil geriye giderek yapilan ölçümler, yogunluk açisindan periyodik bir çesitliligin varligini tespit etmis olsa bile, son yillardaki sicaklik artislarinin, düsüs gösteren bir trend ile eslesmemis olmasi kafalari karistiriyor.

6. Yanilgi: Insan faaliyetlerinin yol açtigi CO2 emisyonlari, dogal kaynaklarin çikarttigi emisyonlarla karsilastirildiginda devede kulaktir.

Gerçek: Evet, insan faaliyetlerine bagli olarak ortaya çikan CO2 emisyonlari, pek çok dogal kaynaklardan salinan CO2 ile mukayese edildiginde çok azdir. Yine de buzul çekirdekleri, son yarim milyon yil atmosferdeki CO2 düzeyinin 180 ile 300 ppm arasinda oldukça sabit bir yol izledigini gösteriyor. Sanayi çaginda ise bu düzey 380 ppm'ye yükseldi.

Bu nasil olmus olabilir? Bunun yaniti dogal kaynaklarin dogal çukurlarla dengelenmesidir. Örnegin organik maddelerin parçalanmasi havaya yüksek miktarlarda CO2 salar, ancak bitkilerin büyümesi ayni miktarda CO2'yi emer. CO2 düzeyinin yükselmesinin nedeni atmosfere her yil giren gazin miktarinin, dogal yollarla emilimden fazla olmasidir.

Bu ilave CO2'nin sorumlusunun insan oldugundan nasil emin olabiliriz? Bunu gösteren bazi kanitlar söz konusu. Örnegin fosil yakitlari görünürde karbon–14 içermez, çünkü kozmik isinlarin atmosfere çarpmasi sonucu olusan bu dengesiz izotopun yari-ömrü, yaklasik 6000 yildir. Fosil yakitlardaki hemen hemen tüm karbon-14'ler, yakit yaktigimiz çaga gelinceye kadar çoktan çürüyüp gitmistir. Dolayisiyla sonuçta ortaya çikan CO2'nun karbon–14 içermesi mümkün degildir. Agaç halkalarinin incelenmesi sonucu havadaki karbon–14 oraninin 1850 ile 1954 arasinda %2 azaldigi görülüyor. (954 yilindan sonra nükleer testler yüksek miktarda karbon-14'ün salinimina yol açmistir.)

Sonuç olarak yanardaglarin insan faaliyetlerinden daha fazla miktarda CO2 salmis olmasi dogru degildir. CO2 düzeyinin büyük patlamalardan sonra yükselmedigi görülüyor. Karalardaki yanardaglarin çikarttigi CO2 emisyonu her yil tahmini olarak ortalama 0,3 gigaton'dur. Bu da insan faaliyetlerinin ürettigi CO2'nin yüzde biridir. Ayrica yanardag kaynakli CO2, okyanus tabanindaki dalma-batma tektonik levhalarinin altindaki karbon tarafindan dengelenir.

7.Yanilgi: Karbon dioksit düzeyleri sicak dönemlerin baslangicindan sonra yükselir. Dolayisiyla CO2 küresel isinmaya neden olmaz.

Gerçek: Antarktika ve Grönland'i örten buz tabakalarindan kesilerek çikartilan yüzlerce bin yillik buz örnekleri, en son buz çaginin sonunda atmosferdeki CO2 düzeyinin sicakliklarin yükselmeye baslamasindan bir müddet sonra yükseldigini gösteriyor. Zamanlama konusunda belirsizlikler söz konusu. Bunun nedeni kismen buz çekirdeklerinin içinde hapis olan havanin buzdan daha genç olmasi. Kaldi ki bu gecikmenin 800 yildan daha uzun bir süreyi kapsadigi görülüyor.

Yükselen CO2 düzeyinin buzul çaglarinin sonundaki ilk isinma sürecini tetiklemedigini gösteren bu gecikmeler, atmosferdeki daha fazla miktardaki CO2'nin gezegeni isittigi fikrini de çürütmüyor.

CO2'in sera gazi oldugunu biliyoruz, çünkü kizilötesi isinlarini hem emiyor, hem de yansitiyor. Temel fizik kurallarina göre bu tür gazlar Dünya'dan yansiyan isiyi hapseder. Bu olmadigi sürece gezegenin daha soguk olacagi iddia ediliyor.

Bütün bunlar geçmisteki sicakliklar ile geçmisteki CO2 düzeyi arasinda bir korelasyon olacagi anlamina da gelmiyor. Iklimi daha baska etmenler de etkiliyor. Bu etmenlerde büyük degisiklikler oldugu zaman CO2 ve sicaklik arasindaki iliski etkisini yitirebiliyor.

O zaman, geçmiste milyon yil önce Dünya niçin tekrar tekrar buz çaglari ve daha sicak dönemler arasinda gidip gelmis olabilir? Uzun süredir dogru olduguna inanilan bir kurama göre bu Dünya'nin görüngesindeki degisiklikten kaynaklaniyor. Bu degisikliklere Milankovitch Döngüsü adi veriliyor. Ancak Dünya'nin yörüngesindeki degisikliklerin yol açtigi isitma veya sogutma etkisi küçüktür ve sicakliklardaki degisiklikleri açiklamaya yetmez.

Bütün bu bilgilerin isigi altinda sicakliklardaki ilk degisiklikleri bir çesit geri beslemenin tetikledigi ortaya çikiyor. Bu noktada buz kritik bir rol oynuyor. Genis buz kütleleri eriyip küçüldükçe günes enerjisinin daha küçük bir kismi uzaya geri yansiyor ve bunun sonucunda isinma hizlaniyor.

CO2'nin bu süreçte önemli bir rol oynadigi bir yüzyildan beri bilinen bir gerçek. Buz çekirdekleri, son yarim milyon yil boyunca CO2 düzeyleri ile sicaklik arasinda kayda deger bir iliski oldugunu gösteriyor. Bir buzul çaginin sona ermesi için yaklasik 5000 yil geçmesi gerekiyor ve sicaklik ve atmosferdeki CO2 yogunlugu birlikte 4000 yil boyunca artiyor.

Buzul çaginin sonunda ne olduguna baktigimiz zaman yörüngesel degisimlere bagli olarak ortaya çikan ilk isinma daha fazla CO2'nin atmosfere salinmasina yol açmis olabilir. Bunun sonucunda isinma artarken salinan CO2 miktarini da artir ve bu böyle sürüp gider. Buzul alani daralmaya baslayinca sicakliklar daha da artar.

Bu ilave CO2 nereden geliyor olabilir? Bilimsel kanitlara göre kaynak okyanuslardir. Sicak sularda gaz daha az erir. Dolayisiyla daha sicak denizler CO2'yi havaya geri verir. Ancak bu da CO2 artisini açiklamaz. Diger bir faktörün biyolojik olma olasiligi yüksek. Denizlerdeki fitoplanktonlar gelistikçe havadaki CO2'yi emer. Fakat dünya isindikça rüzgarlardaki, akintilardaki ve tuzluluk oranindaki degisiklikler fitoplankton gelisimini önler.

Buzul çaglari bize sunlari söylüyor: Sicakliklar CO2 düzeyini etkiler veya bunun tam tersi olabilir. Su anda okyanuslar, insanlarin havaya saldigi ilave CO2'nin %40'ini emiyor. Denizler bunun yerine CO2 çikartmaya baslarlarsa insan eliyle üretilen CO2 miktarindaki azalmanin etkisi çok az olur.

Reyhan Oksay

Pkk ve Ermeni İşbirliğiYildirim Bayezid (Beyazit I)

 

 
who's online
 
 
             
ILETISIM | Site ekle (Vynet) | linkler | | | | | | TR-Rank ile maximum degere dogru! | hitalverwebZirve.com | | polis haber | Site Ekle | | kisisel
LINK EKLE