DAMAT FERİT PAŞA HÜKÜMETİ'NİN DÜŞÜRÜLMESİ
Paris Barış Konferansı'na davet edilmiş ve orada hezimete uğrayarak, İtilaf Devletleri'nin Türkiye'yi paylaşmak ve Türk Ulusu'nun bağımsızlığını yok etmek konusundaki tutumlarını görmüş bulunan Damat Ferit Paşa, hala Ulusal Mücadele düşmanlığını sürdürüyordu. Ali Galip aracılığı ile Sivas Kongresi'ni dağıtmayı bile denemişti. Elazığ Valisi Ali Galip, Padişah, Damat Ferit ve İngilizlerin hazırladıkları bir plana uygun olarak, etrafına topladığı silahlı adamlarla kongreyi basacak, hatta M. Kemal Paşa'yı tutuklayacaktı. Bu girişim için Malatya'ya gelmiş bulunan Ali Galip, M. Kemal Paşa'nın yolladığı kuvvetlerden korkarak kaçmış ve girişim etkisiz bırakılmıştı. Bu olaydan sonra Damat Ferit Paşa yayınladığı bildiri ile halkı M. Kemal ve arkadaşlarını İttihatçı ve Bolşevik olmakla suçlamıştı. Bütün bu hareketlerin arkasında Padişah'ın olduğu bilinmekle beraber Kuva-yı Milliyeciler, sanki olaylardan Padişah'ın haberi yokmuş gibi bir tutumla, hücumlarını Damat Ferit Paşa'ya yöneltip, Padişah gerçeği öğrenirse kendisini aldatanları cezalandıracağını bekledikleri izlenimini yarattılar. Bu düşünce ile Padişah'a doğrudan bir yazı hazırlandı. Bu mektupta, Hükümetin Kongre'yi basmak yoluna gittiği, Müslümanlar arasında kan dökmek istediği, Kürtleri ayaklandırarak yurdu parçalamaya çalıştığı, bu sebeple suçlular yakalanırsa cezalandırılacakları belirtiliyor, "Bu cinayetleri düzenleyerek Dahiliye ve Hariciye Nazırları'na emir verdirip uygulattıran İstanbul Hükümeti'ne ulusun inanç ve güveni kalmadığı" bildirildikten sonra, namuslu kişilerden yeni bir hükümet kurulması isteniyor, adaletli bir hükümet kurulmadıkça İstanbul Hükümeti ile ilişki kurulmayacağı açıklanıyordu. Padişah ile doğrudan görüşmek isteyen Kongre Heyeti İstanbul ile uzun bir mücadeleden sonra 12 Eylül günü, Padişah ile görüşmesini engelleyen ve ulusun güvenini yitirmiş bulunan Damat Ferit Paşa Hükümeti görevden çekilene kadar İstanbul Hükümeti ile yönetim yönünden ilişkinin ve İstanbul ile her türlü telgraf ve posta haberleşme ve ulaştırmasını kesmeye karar verdi. Bu durum bütün vilayetlere ve yabancı devlet temsilcilerine de bildirildi. Bu karar bazı istisnalar dışında genel olarak uygulandı. Bu durum karşısında bile Ferit Paşa davranışından vazgeçmedi. 13 Eylül'de İngiliz yüksek komiseri Amiral de Robeck'e ziyaret ederek, milliyetçilere karşı, "Onları ezecek bir Osmanlı kuvvetinin gönderilmesini veya önemli bazı noktaları işgal için küçük bir müttefik kuvvetinin" gönderilmesini istedi. De Robeck, Müttefiklerin savaş yorgunu olduğu için böyle bir çarpışmayı göze alamayacaklarını belirterek bu istekleri red etti. Mustafa Kemal Paşa bir yandan İstanbul Hükümeti üzerindeki baskısını arttırırken, diğer yandan, 13 Eylül tarihinde milletvekili seçimlerinin çabuklaştırılması için Kolordulara ve illere bir yönerge gönderdi. İstanbul Hükümeti ile ilişti kesilmesinden doğacak otorite boşluğunu doldurmak amacıyla 14 Eylül'de bir genelge yayınladı. Birinci maddesinde:
"1- Devlet işleri, Padişah Hazretleri adına ve yürürlükteki yasalara göre eskisi gibi yürütülecektir. Soy ve din ayrılığı gözetmeksizin halkın canı, malı, ırzı ve her türlü hakları güven altında bulundurulacaktır" der. Bu bildiride, görevlerini yapmayan devlet memurlarının ve ulusal kararlara aykırı davrananların cezalandırılacağı bildiriliyor, güvenlik ve asayiş için kolordu komutanları, valiler ve mutasarrıflar görevlendiriliyorlardı.
İstanbul Hükümeti ile her türlü ilişkinin kesilmesi ile ortaya çıkan otorite boşluğunu, M. Kemal Paşa çok akıllı bir yöntemle doldurmaya, Anadolu'da sivil ve askeri yönetimi ele geçirmek için bütün bu makamları Heyet-i Temsiliye'ye bağlamaya başladı. Heyet-i Temsiliye'yi Anadolu'daki tek merci kabul eden M. Kemal Paşa, Anadolu'da fiilen yönetimi ele geçirmek için Eylül ayı içinde yoğun bir mücadeleye girişti. Elaziz Valisi Ali Galip, Dersim ve Malatya mutasarrıfları zaten kaçmışlardı. Ankara Valisi Muhittin Paşa, Çorum Ankara yolunda tutuklanarak Sivas'a getirildi. Koyu İstanbul taraftarı olan Muhittin Paşa ulusal hareketi sürekli olarak baltalamış olduğu için İstanbul'a gönderildi.Ankara halkı Defterdar Yahya Galip Bey'i Vali seçti. İstanbul yanlısı memurlar ayıklandı. Çorum Mutasarrıfı, Ankara Valisi Muhittin Paşa ile işbirliği içindeydi. Sivas'ı ziyaret eden Mutasarrıf Semih Fethi Bey, İstanbul ile ilgisini kesti ve Çorum da kazanıldı. Kastamonu'da yönetim İstanbul yanlısı memurların elinde idi. Ali Fuat Paşa Albay Osman Bey'i Kastamonu ya gönderdi. İstanbul yanlısı memurlar Albay Osman Bey'i hapsettilerse de, milliyetçi genç subaylar bir baskınla Osman Bey'i kurtardı, diğerleri tutuklandılar. Defterdar Ferit Bey Vali Vekili oldu ve Kastamonu ulusal otoriteye katıldı. Niğde'deki İstanbul yanlıları da M. Kemal'in emriyle buradaki Tümen Komutanı tarafından tutuklandılar. Trabzon Valisi Galip Bey İstanbul yanlısı olduğu için M. Kemal Paşa'nın emriyle Albay Halit Bey tarafından tutuklanarak Erzurum'a gönderildi. Konya Valisi Cemal Bey, İstanbul yanlısı olan en tehlikeli Vali idi. Konya'da milliyetçilere karşı amansız bir baskı yapıyordu. Konyalı milliyetçiler örgütlendiler. Refet Bey Sivas'tan Heyet-i Temsiliye adına Konya'ya gönderildi. Onun geldiği duyulunca Konyalı milliyetçiler harekete geçtiler ve Vali İstanbul'a kaçtı. Böylece M. Kemal Paşa Anadolu'da ulusal iradeyi fiilen egemen kılacak büyük bir başarı elde etti.
İstanbul ile ilişkinin kesilmesinden sonra Padişah'ın da milliyetçilere karşı çıkacağını düşünen M. Kemal Paşa l4 Eylül'de Padişah'a bir mektup göndererek, Ferit Paşa Hükümeti'nin izlediği yanlış politikayı anlattı. Ferit Paşa Paris Barış Konferansı'nda ulusal duyguları incitecek bir duruma düşmek, Aydın'ın işgalini önleyememek, milliyetçileri İttihatçı gibi gösterip, Anadolu'ya yabancı işgalini davet etmek, Ulusal Meclis için seçim yaptırmamak, ülkeyi yabancılara teslim etmek gibi çeşitli yönlerden suçlanıyordu. Yine aynı tarihlerde "Genel Kongre Heyeti" adına, yabancı devletlere bir yazı yazılarak, yapılan mücadelenin gerekçesi ve önemi anlatıldı.
Padişah ise ulusa bir bildiri yayınlayarak Anadolu'da başlayan ulusal hareketin Batı Anadolu'daki işgalleri genişlettiğini, ulusal hareket yüzünden ulusun harcanmakta olduğunu, bu sebeple Barış Konferansı'nda zayıf kalınacağını ileri sürüyor ve yakında onurlu bir barış yapılacağına inandığını belirtiyordu. Padişah'ın bu bildirisi Anadolu'da yayılamadığı için etkisi de olmadı.
Osmanlı maliyesi aynı sırada büyük bir sıkıntı içinde idi. Devlet gelirleri giderlerden çok düşüktü. Kabine içinde Ferit Paşa'ya karşı baskı oluşuyordu. Ali Rıza Paşa ve arkadaşları Ferit Paşa'nın istifasını istiyorlardı. Padişah da Ferit Paşa ile çalışamayacağını anladı ve milliyetçilerle uzlaşma yollarını aramaya başladı. M. Kemal'in eski bir arkadaşı olan Abdülkerim Paşa aracılığı ile bu ilişki kuruldu. Teklif İstanbul'dan gelmek şartıyla İstanbul Hükümeti ile görüşme önerisi M. Kemal tarafından kabul edildi. Baskıların karşısında dayanamayan Ferit Paşa 30 Eylül'de istifa etti. Bu, milliyetçilerin İstanbul karşısında kazandıkları ilk büyük başarı idi. Kendisini tutuklatmak, kongreleri dağıtmak ve ulusal iradeyi boğmak isteyen İstanbul Hükümeti, M. Kemal Paşa'nın karşısında üç ay içinde yenilmişti.
Hazırlayan:SABRİ DİNAR
Kaynak:Ergün AYBARS,Türkiye Cumhuriyeti Tarihi 1, Ege Ün. Basımevi, İzmir, 1986

|